2015 yılı "Nâzım Hikmet'i Anma Etkinlikleri" kapsamında şairin mezar başında düzenlenen törende ünlü şair, araştırmacı, yazar ve gazeteci Ataol Behramoğlu'nu konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildi.

Sevgili arkadaşlar, Türkiye’den gelen dostlar, Rusya’da yaşayanlar, Türkler, Ruslar hepinizi sevgiyle selamlıyorum, saygıyla selamlıyorum.
Rusya’ya ben ilk kez Moskova’ya 19741 geldim demek ki kırk yıldan fazla zaman geçmiş. O sırada bizi Yazarlar Birliği’nin Lada’ları karşılardı. Sonra ki gelişlerimizde Rus-Türk İş Adamları Birliği’nin Mercedes’leri ve adını bilmediğim başka Limuzinler filan karşılamaya başladı. Şimdi arkadaşlar burada bir paradoks yok. Bu iş adamları dediğimiz arkadaşlar iki tanesini burada dinlediniz, yüksek bir entelektüel düzeye sahipler, ahlak insanları ve devrimciler, eski devrimciler de demeye dilim varmıyor bugününde devrimcileridir, yurt severleridir. Hem devrimci hem yurt sever çünkü devrimcilikle yurt severlikte bir birinden ayrılmaz. Ben Ali Galip Savaşır’ı ve Naki Karaaslan’ı onların kişiliğinde de yurt severliklerini, Nâzım sevgilerini, ülkeye sevgilerini, devrimciliklerini unutmayan tersine bu bayrağı sürekli olarak yükselten ve Nâzım Hikmeti anmamızı gelenekselleştiren bu dostlarıma yürekten teşekkür ediyorum, Türkiye’nin yazarları, şairleri adına.
Sevgili arkadaşlar bu gibi anma günlerinde ben çok geçmişe dönük değil de bugünü konuşurum, bugün neredeyiz. Şunu düşündüm gelirken Nâzım Hikmet şu anda yaşasaydı ve diyelim ki biz ve ben yaşlarda olsaydı. Ne derdi? Ne yapardı? Mesela bana göre şöyle davranırdı. Muhakkak okumuşsunuzdur Şeyh Bedrettin Destanı’nı bilirsiniz. Şeyh Bedrettin Destanı’nda zeyl diye bir bölüm vardır yani ek. Orada ulusal gururun ne olduğunu anlatır ve ulusaş gururun ne olduğunu anlatırken Süleymaniye’den bahseder. Süleymaniye Camii’nin bizim ulusal gururumuz olduğunu, bizim kültürümüzün, mimarimizin bir harikası olduğunu söyler. Aynı Nâzım Hikmet çok daha gençken, çocuk denecek bir yaştayken “Ağa Camii” şiirini yazmıştır, İstanbul işgal altındayken yazdığı şiirlerden biridir o. Düşman bayrağı çekilmiştir Ağa Camii’ne ve der ki: “Havsalam almıyordu bu hazin hali önce/Ah, ey zavallı mabet, seni böyle görünce” diye başlar. Onaltı, onyedi yaşında bir çocuktur, bunu yazmıştır. Şunu derdi bu Nâzım Hikmet bugün yaşasaydı: “Ey dini siyasete alet edenler, ey dini siyasete alet edip din tacirleri siz kim be? Kürsüde Kuran sallayanlar! O kutsal kitaba ayıp değil mi sizin yaptığınız” derdi. “Din hiç kimsenin malı değildir, Hepimizin ortak kültürüdür” derdi. bütün dinler öncelikle bunu derdi. İkinci olarak bizlere hitap ederek; “Arkadaşlar benim dedelerimden biri Fransızdır. Bir Fransız tayfa Boğaz’dan gemi geçerken atladı, yüzerek karaya çıktı, paşa oldu. Başka bir dedem de Polonya asıllıdır ve daha sonra ünlü bir Türkolog olmuştur ve Türk Dili üzerine çok önemli bir kitabın da yazarıdır” derdi. Yani şunu derdi benim dedelerimden biri Fransız diğeri Polonya asıllı olduğu halde ben Tük oğlu Türk’üm çünkü Türkiye bir sentezdir. Biz bir ulus devletiyiz, bu ayrımcılığı bırakınız, bu ırksallığa dayalı şeyleri bırakınız, böyle siyaset olmaz. Türkiye bir ulus devletidir ve bugün çağdaş dünyada ki en önemli ulus devletlerindendir, en güzel ulus devletlerindendir, en büyük sentezlerden biridir. Bu sentezi koruyalım. Hiç bir şey adına bu sentezi bozmayalım” derdi.
Sonra Nâzım Hikmet derdi ki; Arkadaşlar emperyalizmin şu coğrafyadaki ihanetini, planlarını biliyorsunuz. Buna alet olanları da biliyorsunuz. Türkiye’nin bütünlüğünü savunacağız, bütün komşularla dost olacağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” fikrini, idealini yürüteceğiz, sürdüreceğiz.
“Bütün komşular ile düşman nasıl olunur bu ülkede?” derdi ve bütün komşularla düşman olanları da lanetlerdi.
Ben inanıyorum ki Maslahatgüzar kardeşimiz başta olmak üzere aklı başında vicdan sahibi olan herkes bu düşüncelerde ortaktır ve bundan da hiç bir kuşkum yoktur. Nâzım Hikmet’in, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve insan severliğin, emekten yana olmanın ideali Türkiye’de ve Dünya’da gerçekleşecektir. Buna kimse engel olamaz.
Sözlerimi bitirirken Nâzım Hikmet’i sevgiyle, hayranlıkla, saygıyla selamlarken Vera Tulyakova’yı unutmayalım derim. Orada Nâzım Hikmet’in ayacıklarının dizi dibinde yatan Vera Tulyakova’yı. Ben O’nu tanıdım, dünya güzeli bir kadındı. Son bir kaç yılda Nâzım’dan yaptığı anılarını da oyunlaştırdım ve sahnelendi Türkiye’de. O’nu da sevgiyle, saygıyla anıyorum.

www.nazimhikmet.com

Nâzım HİKMET

Nazım Hikmet Rusya Anma Etkinlikleri Arşivi

Tüm Yazılara Bak

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Ağlarımız

Nazım Hikmet Web Sitesi Sosyal Ağlarımızı Takip Etmeyi Unutmayınız.

Sosyal Ağlarımız